.

HASTA BİLGİLENDİRME

ANA SAYFA

ÇOCUKLARDA BESİN ALLERJİLERİ

Nedenleri, Bulguları ve Teşhisi

 

.

Doç. Dr. Semanur KUYUCU, Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesi, Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları AD, Çocuk Allerji Bilim Dalı

.

Çocuklarda Besin Allerjisi Nedir ve Nasıl Gelişir?

Herhangi bir besin alındığında ortaya çıkan reaksiyonların tümü istenmeyen besin reaksiyonları olarak adlandırılır. Besinlere bağlı istenmeyen reaksiyonlar Hipokrat zamanından beri tanınmaktadır. İstenmeyen reaksiyonlar allerjik, farmakolojik, enzimatik(metabolik) veya toksik olabilir. Ancak allerjik reaksiyonların diğer istenmeyen besin reaksiyonlardan ayırt edilmesi gerekli olup bunların tanı, tedavi ve takibi farklıdır.

Besin allerjisi herhangi bir besinin bağışıklık sistemi tarafından yanlışlıkla yabancı olarak tanınıp buna karşı değişik mekanizmalarla reaksiyon oluşması ve klinik belirtilerin ortaya çıkmasıdır. Bu mekanizmalardan en önemli ve zaman zaman tehlikeli olabileni besine özgül immünoglobulin E(IgE) antikorlarının (savunma proteinleri) üretimiyle giden durumdur. Hasta bir kez IgE antikorlarıyla duyarlandıktan sonra o besin tekrar alındığında bağışıklık hücrelerinden başta histamin olmak üzere kimyasal maddeler salınır ve dakikalar-saatler içinde klinik belirtiler ortaya çıkar. Bu belirtiler cilt, mide-bağırsak sistemi, solunum yolları gibi değişik organlarda kendini gösterir. Bazen bu reaksiyonlar çok şiddetli ve hızlı olup vücudun birden fazla sisteminde belirti verebilir ve ölüme dek götürebilir; bu tip reaksiyonlara anafilaksi adı verilir. Besin allerjileri IgE antikorları dışında başka bağışıklık sistemi mekanizmalarıyla da gelişebilir; bunların içinde özellikle T lenfositler(bir çeşit kan beyaz hücresi)in oluşturduğu reaksiyonlar önemlidir. Bu reaksiyonlar, IgE aracılı reaksiyonların aksine daha yavaş ve geç ortaya çıkar ve göreceli olarak daha az tehlikelidir. Besinlere karşı allerjik reaksiyonların gelişmesinde kalıtım, çevresel faktörler(Örn. Erken ek gıda,mama başlanması) ve kişinin düzenleyici bağışıklık hücrelerinde bozukluk rol oynar. Özellikle allerjik bünyeli çocuklarda ve ilk 4 ayda anne sütü dışında gıda verilen bebeklerde besin alerjisi riski daha yüksektir.Daha büyük yaşlarda ise bağışıklık sistemi bozuklukları ve kronik barsak enfeksiyonları besin alerjisi gelişimine eğilimi arttırır. Ancak tekrar belirtmek gerekirse besinlerle oluşan her istenmeyen reaksiyon yada döküntü ve benzeri bulgu besin alerjisi demek değildir. Bu nedenle birbirine çok benzeyen besin alerjileri ile besin reaksiyonları birbirinden ayırt edilmelidir.

 

Besinlere Karşı Gelişen Diğer İstenmeyen Reaksiyonlar  Neler  Olabilir?

Farmakolojik Reaksiyonlar

 Bazı besinlerin içinde doğal olarak bulunan birtakım biyoaktif maddeler, herkeste değil ancak, muhtemelen genetik olarak duyarlı bazı kişilerde çarpıntı, nefes darlığı, cilt döküntüsü, kızarıklık, kaşıntı, başağrısı, kan basıncında düşme, hipertansiyon, migren, karın-mide ağrısı gibi şikayetlere neden olabilir. Bu tip kimyasal maddeleri içeren bazı besinler Tablo 1 de görülmektedir. Farmakolojik reaksiyonlarda kişinin daha önce o besini sorunsuzca alıp duyarlanmış olması gerekmez, herhangi bir yaşta ilk alışta ortaya çıkabilir.

Besin Katkı Maddelerine karşı Gelişen Reaksiyonlar

Mekanizması kesin olarak bilinmeyen reaksiyonlardır. Nadiren alerjik(IgE aracılı) reaksiyonlara da yol açabilirler. Sodyum ve potasyum sülfit, metabisülfit, monosodyum glutamat, nitritler, tartrazine, azo boyaları gibi bu maddeler ticari olarak yaygın satılan veya restoranlarda sunulan yiyecek ve içeceklere değişik amaçlarla  katılmaktadır. Bu katkı maddelerini içeren besinlerin etiketleri üzerinde “E” ile başlayan kod numaraları bulunur. “E”nin anlamı bu maddenin Avrupa Ekonomik Topluluğu tarafından onaylandığını gösterir. Besin katkı maddeleri şu şekilde sınıflanabilir:a)Renklendiriciler(E100-E181), b)Kıvam arttırıcılar(E331-E483), c)Koruyucular(E200-E321), d)Tatlandırıcılar (Mono-sodyum glutamat, vanilya,aspartam). Genel olarak sağlıklı insanlarda bu katkı maddelerine karşı olumsuz reaksiyonlar oldukça nadir olup yaklaşık bin insandan birinde görülebilir. Ancak alerjik, özellikle de kurdeşen(ürtiker) ve atopik egzeması olan kişilerde reaksiyon verme sıklığı 10 kat yüksek olup bu kişilerin katkı maddelerinden uzak durmaları gereklidir. İnsanlarda en sık reaksiyon oluşturan katkı maddeleri Tablo 2 de görülmektedir. Duyarlı kişilerde bu maddeleri içeren besinler tüketildiğinde ciltte kızarıklık-kaşıntı, yanma ve sıcaklık hissi , başağrısı, nefes darlığı,göğüs ağrısı, bulantı-kusma, kan basıncında düşme gibi belirtiler görülür

Metabolik Bozukluklar(Enzim Eksiklikleri)

Enzim eksikliği gibi bazı metabolik bozuklukları olan kişilerde bazı besinlerin alımıyla birtakım rahatsızlıklar ortaya çıkar. Örneğin, süt şekerini parçalayan laktaz enzimi eksikliği olan kişilerde süt içildiğinde karın ağrısı, gaz, ishal gibi yakınmalar görülür.

Toksik Reaksiyonlar

Mikroplar veya toksinleriyle kontamine olmuş besinler alındığında herkeste ortaya çıkabilen reaksiyonlardır(besin zehirlenmesi).

Bahsedilen  bu toksik ve toksik olmayan reaksiyonların alerjik reaksiyonlardan ayırt edilmesi gereklidir. Bunların önemli bir özelliği, alerjik reaksiyonların aksine doz bağımlı olmalarıdır; yani az veya nadir tüketilmeleri reaksiyon riskini azaltır.

 

Hangi Besinler Allerjik Reaksiyonlara Neden Olur?

Her besinin allerjik reaksiyonlara neden olması mümkün olmakla birlikte tüm allerjik besin reaksiyonlarının % 90’ından 8 temel besin sorumludur; süt, yumurta, yerfıstığı, soya, buğday, ağaç fıstıkları(ceviz,badem,Antep fıstığı,vs), balık ve kabuklu deniz hayvanları.  Yaş gruplarına göre en sık alerji yapan ve ayrıca tehlikeli anafilaksiye neden olan besinler Tablo 3 de görülmektedir. Bu görülme sıklığı evrensel olmakla birlikte ülkelerin ve yörelerin beslenme alışkanlıklarına göre nedenler değişebilir. Besinlerin içindeki özellikle protein yapısındaki maddeler reaksiyona neden olur. Besinler hem çiğ hem de pişmiş formda alerji yapabilir. Pastörizasyon, kaynatma,ısıtma,derin dondurma gibi uygulamalar genellikle besinin allerjik özelliğini değiştirmez, hatta bazı besinlerde ısıtma işlemi yeni alerjik parçaların oluşumuna veya alerjik özelliğin artışına neden olabilir. Çocuklarda süt ,yumurta ve soya alerjilerinin çoğu yıllar içinde düzelir. Ancak yer fıstığı, ağaç fıstıkları, balık ve kabuklu deniz ürünleri alerjisi genellikle düzelmez ve erişkin dönemde de devam eder. Bir hastada aynı anda birden fazla besine karşı alerji olabilir.

 

 

Besin Allerjilerinin Klinik Belirtileri Nelerdir?

Bir besinin alerjiye yol açtığını kabul etmek için o besinin her alınışında aşağıda sayılan belirtilerin bir veya birkaçının ortaya çıkması gereklidir. Besin alerjileri genellikle cilt veya sindirim sistemi belirtilerine yol açar. Ancak , nadir de olsa, anafilaksi dediğimiz çok tehlikeli bir tabloya yol açabilirler. Anafilaksi, besinin alınmasından sonra dakikalar,bazen de 1-2 saat içinde ses kısıklığı, nefes darlığı, göğüste hırıltı, öksürük, dilde-dudakta şişme,tıkanma hissi, kusma,karın ağrısı, ishal, kan basıncında düşme,baygınlık hissi, bilinç kaybı ve nadiren ölüme neden olabilen birden çok vücut sistemini  ilgilendiren, hızlı seyreden, çok ciddi bir tablodur. Ayrıca bazı kişilerde belli bir besin alındıktan sonra 3-4 saat içinde egzersiz yapılırsa anafilaksi tablosu gelişebilmektedir.

Besin alerjisi sonucunda anafilaksi tablosu dışında aşağıdaki klinik belirtiler ortaya çıkabilir:

 

Bazı besinlerin sadece yenilmesiyle değil, pişerken çıkan buharıyla veya kokusuyla da solunum sistemi belirtileri ve anafilaksi ortaya çıkabilir.

 

Besin Allerjilerinde Nasıl Tanı Konulmalıdır?

Besin alerjilerinin tanısında iyi bir hasta-doktor işbirliği gereklidir. Hasta veya ailesinin yenilen veya içilen besinin içeriği, miktarı, belirtilerin ne kadar süre sonra ortaya çıktığı, ne kadar sürdüğü, daha önce ve daha sonra benzer reaksiyonların olup olmadığı konusunda hekime ayrıntılı ve doğru bilgi vermesi şarttır. Gerekirse bu bilgiler bir besin günlüğü tutularak kaydedilmeli  ve doktorla paylaşılmalıdır.

Bu bilgiler ışığında IgE aracılı besin alerjisi tablosuna yol açan besinleri belirlemek amacıyla besin ve inhalan(çapraz reaksiyonlar açısından) alerjenlerle deri prick testleri veya bu alerjenlere karşı kanda spesifik IgE ölçümleri yapılmalıdır. Bebekler dahil her yaş grubunda bu testler yapılabilir. Ancak önemle vurgulanması gereken bir nokta şudur; bu testlerde bazı besinlere karşı pozitif sonuç elde edilmesi klinik belirtilere mutlaka o besin(ler)in yol açtığını göstermez. Hikaye ve  testlerle saptanan şüpheli besinler için eliminasyon ve ardından yükleme(provokasyon) testleri yapılarak klinik cevap değerlendirilmelidir. Bu uygulamada şüphelenilen besinler 2-4 hafta süreyle diyetten çıkarılır(eliminasyon) ve hastanın buna klinik yanıtı gözlenir. Kısmi veya tam yanıt anlamlı olarak değerlendirilir. Bir sonraki aşamada ise diyetten çıkarılan besinlerle bir allerjist gözetiminde ve belli bir protokol dahilinde tek tek ağızdan yükleme yapılarak klinik belirtilerin tekrar ortaya çıkışı gözlenir. Gerekli durumlarda çift kör plasebo kontrollü yükleme dediğimiz hekimin ve hastanın ayırt edemeyeceği şekilde bir seferde şüphelenilen besin, bir seferde de yalancı besin verilen uygulama gerçekleştirilir. Sonuçlar birbiriyle karşılaştırılır. Bu yöntem besin alerjisi tanısında “altın standart yöntem” olarak kabul edilir. Eğer hastada geçirilmiş reaksiyon anafilaksi tarzında sistemik bir reaksiyon veya ağır bir reaksiyonsa besin yükleme testi KESİNLİKLE YAPILMAZ.

IgE dışı mekanizmalarla gelişen sindirim sistemi alerjilerinde tanı amaçlı endoskopi ve ince bağırsak biyopsisi yapılmalı, uygun histoloji saptanırsa besin eliminasyonu ve ardından besin yüklemesi yapılarak histolojik ve klinik yanıt değerlendirilmelidir. Özellikle IgE dışı besin alerjilerinde tanı koymak ve nedeni belirlemek güçtür. Hastalara yanlış tanı konulup gereksiz yere besin kısıtlaması yapmak beslenme bozukluğuna yol açabilir.

 

ÇOCUKLARDA BESİN ALLERJİLERİ: Tedavisi, İzlemi ve Sonuçları